Bundan yaklaşık bin yıl öncesinden gelen , Amerika yerli kabilelerinden; Siyu , Şoşoni , Apaçi ,Mohavk, Dakota ve Apaçi halklarının inanç anlayışında yer eden bir başlık kullandım. Özellikle; altın peşinde vicdanını veya aslında insan ruhuna ait en temel özelliklerini, sarı taş dedikleri, altın peşindeki adamların inanç yoksunluğu üzerine iltimas geçmiş bir tabir niteliğinde bir saptamada bulunmuşlardır ; Gölgesini kaybetmek...! Sonuçta güneş tepeden vurup gölge ayaklar altına alınmadığı sürece bu göçmenler, gölgesinin yeriyle değil altının yeriyle ilgili kafa yormuşlardır..., Ve onlar altın bulamayınca her Kızılderili savaşçının kafa derisine yüz dolar verebilecek düzeyde de alçaklaşmıştır..., Abraham denilen adama sorun, ki o cevaplar...!
Modern psikiyatrik kuramcıların neredeyse tamamı bu kavramı çalıp, kavramın esas sahiplerini yeterince irdelemeden, onların geleneksel bakışlarını ilkel kavrayıp, mevcut kavramı kapitalist ideolojinin beğeni alanına sürmeye çaba göstermişlerdir. Ve sözlerine felsefi bir temel yaratmak için Pythagoras ile başlarlar " Gerçeğin iki yüzü vardır; " Asıl gerçek " ve " Gölge geçek " ..., Ve sonrasında Gustav Jung devam eder ; Anima ve Animus kişinin yüzleşmesi gereken kendi gölgesidir...? Oysa Kızılderili kabilelerinde gölge kavramı cinsi ayrımsızdır... Freud her zamanki gibi ruh kavramına cinsel organlar üzerinden bakar ve der ki ; " Gölge; kişiliğin hayvana benzer yanıdır ve temel içgüdülerinden biridir " Tam bir şahsına münhasır bakış açısıdır..., Oysa Kızılderililerin bahsettiği gölge nedir ...?
GÖLGESİNİ YİTİRENLER ; İnandığı, savunduğu ve hatta bu uğurda hayatını riske ettiği, tüm ruhani seslere ve sözlere sırt çevirebildiği, sırtını dayadığı her bir gerekçe için imanını, inanç direklerini ve en sonunda tüm sevdiklerinden geri kalanları yok etmeyi göze alabilenlerdir...