Francısco Veıga (İspanyol gazetesi ElPeriodico)
Anayasa Mahkemesi'nin iktidardaki AKP'ye açılan kapatma davasını görmeye karar vermesinden bu yana, Anadolu'da çok boyutlu bir siyasi kriz başladı.
Demokratik sayılan bir ülkenin Anayasa Mahkemesi, nasıl oluyor da meclis çoğunluğuna sahip iktidar partisini yasadışı kılabiliyor? Seçimlerde oy çoğunluğu elde eden siyasi oluşumun demokrasi için bir tehlike olduğunun farkına şimdi mi vardılar? AKP'ye, 'gizli gündemi' konusundaki eski sıkıcı nakaratla, 'laiklik karşıtı faaliyetlerde bulunmak' suçlaması getiriliyor.
Gerçekte yargının darbe yapmasını arzu eden saldırı, bir komedi. 1920'lerde Mustafa Kemal tarafından kurulmasından sonra cumhuriyetçi Türkiye'de bu tür manevralara alışıldı. Türkiye'nin Sovyetlere karşı ABD'nin stratejik bir piyonu olduğu Soğuk Savaş boyunca da bu tür olaylara alışmışlardı.
Hâkim erklerden kaynaklanan olaylarla dolu uzun geçmişi dolayısıyla, bu manevralar ve erklerin darbeleri çoğu Türk'ü hâlâ etkiliyor. Ancak, bu kez olaylar değişiyor gibi. Bunun belli başlı sebeplerinden biri Brüksel kaynaklı. Nisan 2007'de Türkiye Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinde, İslamcı AKP'li birisinin cumhurbaşkanı seçilmesine karşı bir muhtıra yayımlamasının üzerinden sadece bir yıl geçti. 12 ay sonra Brüksel, şu mesajı gönderdi: 'Reformlara bir an önce hız ver ve eski siyasi tartışmalarla oyalanma'. Bu mesajı bizzat Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso Ankara'ya giderek verdi. Hatta oraya gitme jesti, Erdoğan yönetimine ve Gül'ün cumhurbaşkanlığına sarsılmaz destek niteliğindeydi. Hükümet de bu jeste, tartışmalı 301. maddeyi geri çekmek için meclise götürerek yanıt verdi. Bu, şimdiye dek 'laikler' diye tanımlanan, aslında her defasında 'aşırı milliyetçiler' olarak tasvir edilen kesimlerin soğuk yaklaşımına yol açtı.
Brüksel'in bir yılda bu kadar belirgin bir dönüş kaydetmesi için ne değişti? İlk olarak, AKP'nin popülaritesinin gerçekliği onaylandı. Diğer taraftan, hükümetin demokratik muamelesi söz konusuyken, İslamcı 'gizli gündem' suçlamaları da entrikalı bir teori. Türkiye'deki pirinç fiyatlarının anormal düzeylerde artışının, hükümetle ilişkili gıda şirketlerinin spekülatif manevralarına bağlı olduğuna dair suçlamalar, -tüm dünyada temel gıda ürünleri fiyatlarının artışına dair alarm verildiği bir sırada- halka cahil muamelesi yapmak demek.
Adaylık sürecinde başarısızlık AB için felaket olur
Dolayısıyla hassas bir zaman: Erdoğan ve hükümetinin elde ettiği prestij tahrip edilerek, yükünü Türk toplumu üzerine boşaltmaya hazırlanan ekonomik durgunluk bulutları toplanıyor. Ancak bu durum, AKP'nin Türk siyasetini altı yıl boyunca istikrara kavuşturmasından sonra meydana geliyor. Bu bağlamda Brüksel, AB'ye girme imkânlarının ivme kazandığı bir sırada, Türkiye'yi istikrarsızlaştıran laik, milliyetçi veya aşırı sağcı kesimleri affetmeyecektir. Çünkü zarar yıkıcı olacaktır. Bu muhalif kesimler birleşik bir cephe değiller, çağdaş bir siyasi projeleri yok, Türkiye'yi AB'ye götüremeyecekler ve yıllar boyunca ülkeyi affedilmez bir biçimde istikrarsızlaştıracaklar.
Türkiye'nin adaylığının müzakere sürecinde meydana gelebilecek bir başarısızlık, AB için bir felaket olacaktır. Ve bu durum birliği, katılımın ekonomik veya stratejik faydalarının kaybı kadar önemli hesap hatalarını ve ileride katılacak ülkeleri bile etkileyebilecek süreç yürütme yetersizliğini üstlenmek zorunda bırakacak. (İspanyol gazetesi, Barcelona Özerk Üniversitesi Tarih Kürsüsü'nde Doğu Avrupa ve Türkiye konusunda uzman, 26 Nisan 2008)
Yorumcuların dikkatine… • İmlası çok bozuk, • Büyük harfle yazılan, • Habere değil yorumculara yönelik, • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan, • Argo, küfür ve ırkçı ifadeler içeren, • Bir iki kelimelik, konuyu zenginleştirmeyen, yorumlar KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR. |
Bunlar da ilginizi çekebilir...