Şafak vakitlerine ayılmadan, gecelerin uykusuna mı kaçıyorsun?..
Sanki, gün doğmamalı. Gündüzler, herhangi bir işi ortaya çıkarmamalı. Bu bütün içsel yorgunluklarının üzerini karanlık örtmeli.
Yeryüzüne eğiliyorsun..
Selvi ağacının dallarını göğe uzatan duruşu sende bir tesir bırakmıyor. Sen, daha çok söğüt ağacını seyrediyorsun. Salkım salkım yere ulaşmaya çalışıyorsun.
Ruhuna toprak dokunuyor..
Parsel parsel değil, kapladığın alan kadar toprak kokuyorsun. Belki de, toprağa kavuşmaktır hayallerin. Topraktır, ondan gelip ona dönmek istediğin.
Buralardan geçerken, tozlar üzerine yapışmasın diye mi uğraşıyorsun?..
Öyle ya, çocukların katledildiği ve masumların bombalandığı buralar çok kirli. Bu kirlerden elde ettiğin ne varsa, var oluşunun güzelliklerine yakışmaz.
Ama sonra Yaşar Kemal'in 'O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler” sözünü doğrularsın..
Yapma! Bir güzel, dimdik kalsın. Bir iyi insan, var oluş sahasına insin. Kırmızıya boyanan geceler yerine, masmavi aydınlanan gündüzler gelsin.
Sen de, bendeki cevheri açığa çıkaracak parıltılarını alıp gitme..
Gitme! Yabancıların soğuklarına bırakıp
Acının çoğaldığı bir dakikaya daha katılıp
Boyun bükülmelerini çoğaltıp
Fırtınaların dalgalarına kapılıp
Dimdik duranın gücünden alıp
Kilitlere anahtar aramaktan yılıp
Kendini bir tane sanıp gitme.
Kendini tek sanıp gitme.
Bizi azaltıp gitme.
Bütün kendini tek sanan güzel insanlara, “merhaba!”..
Kuvvetini toplayıp bir iyilik daha yapabilmen için sana burada yer var. Tam olarak ruhlarımızda yerin var. Yani en geniş hacme sahip sonsuzlukta yerin var.